Radyo Yayını

11 Mayıs 2013 Cumartesi

Sigur Ros Üzerine





Sigur Ros’u ilk dinlediğimde rüyada olduğumu hissetmiştim. Soğuk ve karlı bir gecede görülen rüya gibiydi, sıcak yorgan ve ağır babaanne battaniyesi tadındaydı. Ancak sadece bununla sınırlı değil, bir uyurgezerlikti bu İzlandalıların yaptığı müzik. Nasıl biyolojide aynı türler coğrafik olarak ayrılırsa bir süre sonra bu aynı türler farklılaşıyorsa, kültürlerde de dolayısıyla müzikte de bu söz konusuydu. İzlanda’nın tundralarından gelen, auroraların müzikal hali rock müziğiyle harmanlanınca bu uyurgezerlik ortaya çıkıyordu. Bu herhangi bir rock gruplarının oluşturduğu transtan çok farklıydı. Şöyle açıklayabiliriz, herhangi bir rock grubunun etkisi bir X ilacının etkisine benzer bir etki yapıyorsa, Sigur Ros’un müziği sadece rüyalarda beynimizin bize gösterdiği rastgele imgelerin etkisidir. İşte bu trans durumundaki müziği oluşturan havai gitarlar, Vokal Jonsi’nin falsettoları ve şarkıların kompozisyon yapısı, Sigur Ros’u gözümde tüm gruplar içinde anında farklı bir konuma aldı.
Dinlemeyi bıraktığımda -tekrar uyandığımda bu transtan-, niye bu kadar çok sevdiğimi düşündüm bu grubu. İki neden buldum kendimce ilki hiç anlamadığım bir dilde söyleniyordu sözler. Biraz daha düşündükten sonra asıl gerçeği de fark ettim, sözleri anlamama gerek yoktu! Onlar aslında senin, benim, bizim iç sesimizdi, istediğimiz anlamı verebilirdik onlara. İkinci olarak Sigur Ros’un müziği evrenseldi, her açıdan. Müziklerinin bir dili yoktu, milliyeti veya ırkı, dini, hatta cinsiyeti bile yoktu! Sigur Ros’un müziği çocuksuydu. Kimi zaman mutluluğun en saf haliyle, kim zamanda oyuncağı kırılmış bir çocuk kadar hüzünlüydü. Bu açıdan ne aşk acısı, ne varoluş, ne de başka “önemli” sorunlar beslemiyordu onların müziğini. Onlarınkini hayaller besliyordu. –Özellikle gerçekleşmemiş olanlar-
Müziklerinin etkisini kendileri de fark etmiş olacaklar ki Agaetis byrjun’un albüm kapağınıda uzaylı bir cenin’e yer vermişler. Hem çocuksu, hem farklı…
Öte yandan bu başarılı grup 2 Temmuz 2013’te İstanbul’da olacak. Mekan olarak ise Parkorman ayarlanmış. Sözümü burada bırakıyorum ve sigur ros’tan kısa bir esinti sunuyorum size, çünkü sigur ros’u sözlerle -hele anlayabileceğiniz sözlerle- anlatmak o kadar zor ki… Hoşcakalın.
Atakan Fırat



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder